CNT'den

Kriz ve “Yerli Kullan” Kampanyası

Posted in: CNT'den by Güven Borça on 29 Nisan 2010


Dünyada yaşanmakta olan krizin kaynağı olarak ABD’deki finans sisteminin suistimal edilişi gösteriliyor. Hiç şüphesiz krizin “görünür” sebebi, finans sistemindeki regülasyon eksikliğinin yok açtığı suistimal imkanlarıdır. Ancak bu açıklamanın gözardı ettiği en önemli husus şudur: Eğer ABD finans sistemi çeşitli yollarla yarattığı kredileri yaratmamış olsaydı, başta ABD ve dolayısıyla da dünya, çok daha erken bir tarihte bir “talep krizi” ile karşılaşacaktı. ABD’de ve dünyada çarkların dönmesini sağlayan talebi canlı tutan en temel enstrüman, ABD’de yaratılan ve riskli olduğu zaten hissedilen kaynaklardı.
Krizin dünyaya öğretmesi gereken en temel ders, arzın talebi aşırı aşmış olduğudur. Bütün iktisadi değişkenler gibi, arz ve talep arasındaki dengesizlik de, elbette nispidir. Diğer bir deyişle arzın talebi aşırı aşması, arzın talepten daha yüksek bir vitesle artmasından kaynaklanmıştır. Temel imalat faktörleri arasında önemli bir yer tutan sermaye ve teknolojinin olağanüstü bir hızla artması, arzı körüklerken, emeğin izafi hissesinin gerilemesi talep artışının daha düşük bir hızda seyretmesine yol açmıştır. Çünkü temelde bölüşüm emeğe endekslenmiştir ve imalatta emeğe duyulan ihtiyaç azaldıkça, emeğin eline geçen mali imkanlar izafi olarak gerilemiştir. Bu da talebin artış hızının daha düşük olmasına yol açmıştır.
Dünyanın daha önce ve daha küçük ölçekli krizlere bile “iktisadi milliyetçi” şeklinde adlandırılabilecek reaksiyonlar gösterdiği bilinmektedir. Küreselleşme konusunda yapılan onca olumlu propagandaya rağmen, talebin nispi daralmasının faturası ağırlaştıkça milli sınırların iktisadi sınırlar olarak da önemli olduğuna yapılan vurgu artmaktadır. Bu tür vurguların amacı açıktır: Nispi olarak daralan, daraldığı için de kıymeti artan talebin ihraç edilmesinin önüne geçmek.
Türkiye’nin talebi “içeride tutmak”tan ciddi ölçüde fayda sağlayacağı açıktır. Çünkü Türkiye’nin ithalat kalemleri arasında Türkiye’de de benzerleri üretilen mamullerin hissesi giderek artmaktadır. Bu durum, Türkiye’de üretilen mamulün kalitesi hakkında geçmişten gelen olumsuz kanaatlerin kendilerini sürdürmesinin yanısıra, tüketimin çoktandır bir “gerçek” ihtiyacı karşılamaktan çok, bir “prestij ihtiyacı”nı karşılamaya yönelik olmasının da neticesidir. Diğer bir deyişle, mesela peynir satın almaya giden bir tüketici, sadece bir gıda ihtiyacını değil, aynı zamanda bir sosyal statüyü de peynir paketiyle birlikte satın almaya eğilimlidir. Dışarıda üretilmiş bir peynir, Türkiye’de üretilmiş olan aynı marka peynirden daha makbul, o peynir Türkiye’de aynı teknolojiyle üretilmiş olan yerli bir marka peynirden daha makbuldür. Dolayısıyla Türkiye’de yaşanan “talep ihracı”, büyük ölçüde, “reel” olmayan bir ihtiyacı karşılamaya çalışmaktan kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla da etkili bir iletişim kampanyasıyla ciddi ölçüde geriletilebilir.

Additional comments powered by BackType